Bu sayımızda, uzun süredir hakkında haberler yayımladığımız "Türkiye Arkeolojik Yerleşimleri" projesi ile ilgili olarak, proje ekibinden Oğuz Tanındı ile görüştük. Konferanslardan ve arazi hazırlıklarından zaman bulduğu bir arada, bize TAY projesi hakkında bilgi verdi.
SG: Merhabalar Oğuz Bey. Sanal Gazete'yi takip edenler, aslında yürütmekte olduğunuz TAY projesi hakkında bilgi sahibiler. Ancak sizden de projenin kısa bir tanımını alabilir miyiz?
OT: 400.000 yıl öncesine uzanan uygarlıkları barındıran Anadolu ve Trakya toprakları üzerinde, 1800'lerin ilk yarısından başlayan bilimsel araştırmaların sonuçları ile çağdaş yüzey araştırmaları ve kazıların bilgileri dağınık ve çoğunlukla ulaşılamaz durumda. Birçok yerleşmenin yeri bilinmemekle birlikte, birçoğu da, tahribatın/yapılaşmanın kurbanı olmuş ya da olmakta. Bizce, şimdilik bu tahribata karşı yapılabilecek en acil çalışma, kültürel verilerin merkezi bir yapı içinde toplanması, derlenmesi ve ulusal, uluslararası kamuoyuyla paylaşılması.
Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri - TAY Projesi, tüm arkeolojik buluntu yerlerinin kronolojik bir envanterinin çıkarılması; bu bilginin ulusal ve uluslararası platformda paylaşılması amacına yönelik olarak tasarlandı ve yürütülüyor. 1993 yılından beri sürdürülmekte olan proje, türünün, dünyadaki ilk ve şimdilik tek örneği. İlk kez bu projeyle Türkiye arkeolojik yerleşmeleri, höyükler, tümülüsler, anıtlar, mezarlıklar, ören yerleri tek tek belgeleniyor. Bu veriler basılı ortamda (klasörler biçiminde) ve Internet üzerinden (sorgulanabilir veritabanlarında) yayımlanıyor (http://tayproject.org).
SG: Bu projenin nihai olarak amacı ve yararı nedir?
OT: Bu proje ile Türkiye'deki tüm geçmiş dönemlere ait arkeolojik yerleşmelerin (Paleolitik Çağ'dan Osmanlı'ya kadar) envanteri tamamlanacak ve bu bilgiyi kullanacak herkesin erişimine açık olacak (bilim dünyası, öğrenciler, resmi kurumlar ve kültür varlıklarıyla ilgili, onların korunmasına inanan herkes vd.). Bu envanterin temel yararı ise, Anadolu ve Trakya'da 400.000 yıldan bu yana yerleşmiş kültürlerin kalıntılarının (köylerin, kentlerin, yapıların vd.) nerelerde bulunduğunun bilinmesi. Çünkü bu veri grubu bilinmedikçe turizm yatırımları, tarım ıslah çalışmaları, yapılaşma gibi unsurlar bu kültürel emanetlere sürekli zarar vermekte ve bir daha yerine konamayacak bu varlıkları insanlığın geçmişinden silmektedir. Bu da geçmişi olmayan, yalnızlığa itilmiş bir ulus haline dönüşmemize yol açmaktadır.
SG: TAY Projesi olarak şimdiye kadar ürettikleriniz nelerdir? 5 cilt klasörünüz, web siteniz olduğunu biliyoruz. Bunlar hakkında bilgi verebilir misiniz?
OT: TAY 1993 yılından bu yana Anadolu ve Trakya'daki arkeolojik yerleşmelerin dağınık bilgisini bir veri havuzu içerisinde derliyor ve bunları öncelikle -tümüyle kendi modeli olan yerleşme fişleri biçiminde- klasörlerde toplayarak yayımlıyor. Projenin 1996'da yayımlanan ilk klasörü, Paleolitik/Epipaleolitik Çağlar'ı, 1997'de yayımlanan ikinci klasörü Neolitik Çağ'ı, 1998'de yayımlanan üçüncü klasörü Kalkolitik Çağ'ı, 2002 Mayıs’ında yayımlanan dördüncü klasörü ise (iki cilt) İlk Tunç Çağı'nı kapsamaktadır. Bunu Orta ve Son Tunç Çağı, Demir Çağı, Hellenistik, Roma, Bizans ve diğer klasörler izleyecektir. Bu arada proje gruplarımızdan biri de "Türkiye Mağaralar Envanteri"ni hazırlamakta. Bu envanter de Türkiye'deki -içinde arkeolojik dolgu olsun ya da olmasın- tüm mağaraların bir dökümünü içerecek.
Bu veriler, klasörlerin hemen ardından, TAY'ın Internet sitesinde de Türkçe ve İngilizce olarak, arama yapılabilir veritabanlarında yayımlanıyor. Ayrıca sitede TAY Projesi'nin yapısı ve projeden haberler de var. Mayıs 2003'de ise siteye, yerleşme kayıtlarına bağlı, 3 yıllık arazi çalışmalarımızda elde ettiğimiz 6.500 sayısal fotoğrafı da ekledik.
SG: Şu ana kadar pek çok bölgede araştırma yaptınız. Nereler tamamlandı, hangi zamanlara gelindi ve sırada hangi bölgeler var?
OT: 5 ayaklı TAY Projesi'nin bir ayağını da arazi çalışmaları oluşturuyor. Buna TAYEx (TAY Expedition ya da TAY Keşif Gezisi) adını verdik. Her yıl veri havuzumuzda bulunan yerleşmelerin bilgilerini, bölge bölge, arazide doğruluyoruz. 2000 yılında Marmara ve Ege, 2001 yılında Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu, 2002 yılında ise İç Anadolu bölgelerini taradık. 2000'e yakın arkeolojik yerleşmenin bilgilerini raporlara geçirdik, koordinatlarını aldık, ölçüm yaptık, analog, sayısal fotoğraf ve film çektik. Bu çalışmayla envanterin bir görsel arşivini oluşturuyoruz. Şu anda elimizde tümü sayısallaştırılmış 7.700 analog saydam, 12.500 sayısal fotoğraf (7 Gb) ve 153 saatlik film var. Bunun Türkiye'nin sahip olduğu kültür varlıklarının korunması açısından önemli bir arşiv olduğunu düşünüyoruz.
Şimdi sırada Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgeleri var. Haziran 2003 ortalarında yola çıkıyoruz ve Ekim ortalarında İstanbul'a dönmeyi planlıyoruz. 21 ilde 727 yerleşme tarayacağız. Burada söylemeyi unuttum, bu dört yıllık TAYEx operasyonunun kapsadığı kronolojik süreç Paleolitik Çağ'dan (Eskitaş Çağı) İlk Tunç Çağı'nın sonuna kadarki dönemdir. İTÇ'den sonraki dönemler için uzmanlar önümüzdeki yıl arazi çalışmasına başlayacak. Sanırım önümüzdeki yıl "Türkiye Mağaralar Envanteri" ekibi de kendi "Ex"lerini hayata geçirecekler.
SG: Her yıl yayımladığınız "Tahribat Raporu", aslında çok ses getiriyor. Bu rapor, sadece ses getirmekle mi kalıyor yoksa bir şeyler yapılıyor mu? Yani siz araştırma gezilerinizde "Tahribatta" herhangi bir iyileşme ile karşılaşıyor musunuz?
OT: Aslında tahribatı izlemek bizim ikinci görevimiz. Biz öncelikle bir "veri ekibi"yiz. Ama arazide gördüklerimiz o kadar korkunç ki, böyle bir raporu hazırlayıp, ulusal ve uluslararası kamuoyuyla paylaşmayı kendimize görev edindik. Raporda yayımladığımız görsel belgelerle belirli çevrelerin kültür varlıkları konusunda daha duyarlı olmaya başladıklarını görüyoruz. Örneğin Jandarma Genel Komutanlığı bir yandan Çevre ve Doğal Yaşamı Koruma Timleri oluştururken, diğer yandan da, kültür varlıkları konusunda bölgelerde veritabanları oluşturarak bunlara da sahip çıkmaya başlıyor. Sanıyoruz 3 yıldır arazide dağıttığımız ve okullara, kahvelere, camilere astırdığımız duvar gazetesi de oralarda yaşayan insanların arkeolojinin ne olduğu, kültür varlıklarının niye korunması gerektiği vd. konularda bilgilenmelerini sağlıyor. Tabii bunlar yeterli değil; özellikle bu kültürel emanetleri koruması gereken yerel halka daha sistematik bir bilginin götürülmesi gerekiyor. Bu da ileriki projelerimiz arasında beklemede.
SG: Bu çalışmanın finansmanı nereden sağlanıyor? Tüm harcamalar için gerekli parayı bulabiliyor musunuz? Yoksa bulabildiğiniz para kadar harcama yapmak zorunda olduğunuzdan gerçekleştiremediğiniz işler var mı?
OT: Ne yazık ki bu soruya olumlu yanıt veremeyeceğim. Yurtdışından bazı destekler var ama Türkiye'den maalesef... Tam söylediğiniz gibi, çoğunlukla "bulabildiğimiz para kadar harcama yapmak zorunda" kalıyoruz ve böyle olunca da projenin birçok ayağı sekteye uğruyor. Bu konuda sizin aracılığınızla duyarlı kesimlere bir kez daha çağrı yapmak istiyorum: Belki destek olan kurum ve kişiler için kısa vadede geri dönüşümü olmayan bu envanter tamamlandığında, ülkemiz de artık, "biz de kültür varlıklarımıza sahip çıkıyoruz, onların korunması için ilk adımı attık" diyerek gelişmiş ülkelerin çemberi içindeki yerini alabilecek. Hem de dünyada örneği bulunmayan bir projenin ve gönüllü ekibinin katkısıyla...”.